2 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Kediye Hayatı Adamak...



Sene 2009... Mart ayı... 

Tunalı Hilmi'de amaçsız-boş gezilen bir gün, bir pet shop'a girmekle başlayan bir serüven... Minicik bir kafeste iki minik kedi yavrusu... Biri gri, diğeri sarı. 

Hayatımda ilk kucağıma aldığım kedi yavrusunun o kafesteki sarı kedi olması... Henüz 2 aylık olan minnacık bal gözlü yavrunun, patisini kolyeme geçirip gözlerimin ta içine bakması. Ve o dakika yemin etmem... Hem de öyle içten, öyle çıkarsız, öyle sağlam bir yemin: "Evet, sen ya da ben, ömrümüzün sonuna gelene kadar bundan sonra beraberiz..."

2009 yılının Mart ayından bugüne kadar devam eden hayat paylaşımımız... 

Kedimle 7,5 senedir, güzelliklerin en güzellerini yaşadım. Hayat arkadaşım, sırdaşım, dostum, kedim, mutluluğum, canım, çocuğum gibi bir şey oldu. Hayvan sevmeyenlerin asla anlamayacağı bir duygu belki ama hayatımdan kocaman bir parça oldu. 

O kadar bağlıyım ki kedime... Belki bu kadar bağlı olmak doğru değil, belki bu kadar üzerine düşmek doğru değil... Ama bendeki yerini belki şöyle özetlersem, bir parça daha anlaşılabilir olabilirim:

*Benim beş kuruş param yokken, o beni yine sevdi,
*Param olduğunda, o beni yine sevdi,
*Bir ara 20 kilo kadar aldığımda, o beni yine sevdi,
*Eve alkollü, çakırkeyif gelip saçmaladığımda, o beni yine sevdi,
*Birkaç gün bir yerlere gidip onu evde tek bıraktığımda, o beni yine sevdi...

Kısacası o beni hep katıksız, aynı şekilde sevdi. Hep gelişimi kapıda bekledi, eve geldiğimde kucağımdan, peşimden ayrılmadı. Öpücük manyağı yapıp her noktasını öptüğümde bile gözlerini kapatıp benimle sevgisini paylaştı, o bal gözleriyle her zaman gözlerimin içine sevgiyle baktı.

Kedimi kaybetmekten deli gibi korkuyorum.

Kiminin kapalı alan korkusu olur, kimi yüksekten korkar, kimi fareden korkar... Benim bunların hiçbirinden korkum yok. En büyük kabusum, en büyük korkum, kedimi kaybetmek...

Nedenine gelirsek, 7.5 senede hayatımda öyle fazla şey değişti ki...
Her anına şahit olan, dediğim gibi beni hiç yargılamadan, hep aynı sevgiyle, aynı ilgiyle bana yaklaşan, dünyanın en uysal ve en güzel kedisine sahibim de ondan... 

Hasta olduğunu gözüne bakmamla anlayıp, sabahın altısında veterinere koşuşumuz, kendi check-up'larımı umursamayıp, yılda bir mutlaka onu check up'a götürmem, temiz tuvalet sevdiğini bildiğimden hiç yılmadan kumunu her gün temizlemem... 

Kısacası, çok şey paylaştım ben onunla. 

Kimse hayatımda yokken o vardı. Bazen saatlerce ben anlattım, o gözlerimin içine baktı. Ben ağlarken illa gelip kolumun üzerine yattı. Karnım ağrıdığında karnıma çıkıp yoğurdu dakikalarca. Katıksız sevginin en büyüğünü bana o verdi. 

Kedimi kaybetme korkumun büyüklüğü yüzünden psikoloğa bile gittiğimi inkar etmeyeceğim. Bundan utanmıyorum ve bunun çok insani olduğunu düşünüyorum. Ailem bile başka bir şehirdeyken o benim ailem oldu çünkü, kaybetmekten nasıl korkmam... Mesela şu satırları yazarken bile duygulanıp ağlamakta kendimi alıkoyamıyorum. Neden bu kadar hassasım bilmiyorum. 

Keşke olmasaydım, keşke ona bu kadar bağlanmasaydım desem de, verdiği sevgi ve mutluluk öylesine büyük ki, bunu söyleyemiyorum. 

O artık 7,5 yaşında, olgun ve güzel bir kraliçe...

Her gün severken, 20. doğum gününü birlikte kutlayalım diye dualar ediyorum. Elimde hiçbir şey olmasa, yine onun eksiklerini karşılamaktan imtina etmem. Bebek sevgisi diyorlar, ben anne olmadım ama ilk annelik duygularımı onunla tattım.

Hayvanseverler beni anlayacaktır, biliyorum.

Biraz duygusal bir iç dökme oldu benimki ama, niyeyse bugün böyle bir paylaşımda bulunmak, içimi dökmek istedim.

Allah evimizdeki dört ayaklı tatlı dostlarımıza, upuzun, sağlıklı ömürler versin. Benim güzel kızıma da... Hastalıklarını hiç görmeyelim, onlar mutlu mutlu yaşlansınlar dilerim.

Dualarım arasında - ki bugün kandilmiş- , en büyüklerinden biridir bu... 

Allah'ım kuzuma çooook uzun yaşlar ve ömürler versin. O hep bizimle olsun... 20 yaşını bile birlikte kutlamak nasip olsun. Onu çok çok seviyorum.

Kandiliniz mübarek, dualarınız kabul olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder